Gönderen Genç Ülküdaş 14 Ocak 2012 Cumartesi zaman: 15:09 0 yorum Etiketler: Devlet Bahçeli, KKTC, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, MHP, Rauf Denktaş
Fransa "Soykırım" mı demişti?
Hemen aynayı gösterelim onlara;
Gönderen Genç Ülküdaş 26 Aralık 2011 Pazartesi zaman: 01:43 0 yorum Etiketler: Avrupa, Cezayir, Ermenistan, Fransa, Siyaset, Soykırım, Sözde Soykırım, Tarih
Kırım’ı hiç görmedim. Yine de o dünya cennetinin yabancısı sayılmam. Bahçesaray’ı Akmescit’i Kızıltaş köyünü iyi tanırım. Macik’i çok sevdim... Bekir efendinin tarlasındaki armut ağaçları bile unutmadım... Büyük romancımız Cengiz dağcının söyleyişi ile onlar da insandı. Toprağa bağlı yoksul ama zengin yürekli çalışkan öfkelerinde bile sevimli hürriyetlerine düşkün insanlar... Birçok bakımdan üstünlükleri vardı. Yüzyıllar boyunca kimseye zararları dokunmadı. Ekmeklerini taş çıkardılar efendice yaşadılar...
...
2.dünya harbinin sonu Kırım kardeşlerimiz felaketi oldu. Hayvan vagonlarına dolduruldular, sevgili vatanlarından binlerce kilometre uzaklara sürüldüler. Rusların gerekçesi gülünçtü aklı başında hiçbir insanın inanmasına imkân yoktu. “Bir Rus vatandaşına yakışır tarzda dövüşmemekle hatta düşmanla işbirliği yapmakla suçlanıyorlardı...
...
Kırım Türkleri otuz yıl boyunca vatanlarına dönmenin özlemini çektiler.
Yapılan haksızlığın giderilmesini istediler. Sibirya’nın dayanılmaz soğuğunda Asya’nın alışamadıkları çöllerinde yaşayamıyor ölüyorlardı... Yine de güçlerinin yettiği kadar seslerini duyurmaya çalıştılar. 5 yahudinin uğradığı haksızlık yüzünden kıyamet koparan insanlık Kırım Türklerine sıra gelince uzun bir sessizliğe büründü.
Galip Erdem/İbrahim Metin Türk kimdir Türklük nedir? S.260
Gönderen Genç Ülküdaş 18 Mayıs 2011 Çarşamba zaman: 11:32 0 yorum Etiketler: 18 Mayıs 1944, Galip Erdem, Tarih
Türk Milleti'nin Kutlu Güç Kaynaklarından; Ahlakçılık
Bir toplumda insanların birbirlerini incitmeden, birbirlerine zarar vermeden, sağlıklarını koruyarak, tabiat güçlerinin tesirlerinden en iyi yararlanacak şekilde hareketlerini tanzim etmelerini sağlamaya yarayan kuralların toplamı ahlakı meydana getirir.
Ahlak, kişinin davranışlarını ayarlayan, sınırlayan ve bu davranışların hem kendisi için yararlı olmasını, kendisine mutluluk sağlayacak şekilde düzenlenmesini hem de çevresini rahatsız etmeden, zarara sokmadan, çevresiyle uyuşmasını sağlamak üzere konulmuş olan kaidelerdir; münasebet prensipleridir, yaşama prensipleridir.
Ahlak insanların inancından ve dünya görüşünden doğmakta ve kaynağını almaktadır. Bunun için, gerek toplumun gerekse toplumu meydana getiren kişilerin ayrı ayrı inançları, yaşama görüşleri, yaşama felsefeleri ahlakın kaynağını, temelini teşkil etmektedir. Bu bakımdan kişilerin ve toplumun dünya görüşü, yaşama felsefesi ve taşıdıkları inanç çok önemlidir.
Biz, Türk toplumunun dünya görüşünün, yaşama felsefesinin, kendi dini inançlarından, İslamiyet’ten ve milli tarihten kökünü aldığını görmekteyiz.
Bunlara ilave olarak, milletimizin geçirdiği tecrübeler ve yurdumuzun içinde bulunduğu şartlar da toplumumuzun düşünce ve inançlarında tesirli faktörlerdir. İşte bu kaynak ve faktörlerin tesiri altında, Türk Milletinin mutluluğunu sağlayacak, Türk millî ahlakına önem vermek mecburiyetiyle karşı karşıyayız. Ahlaksız kişi, ahlaksız toplum mutlu olamaz. Böyle bir toplum kalkınamaz, böyle bir toplum yüksek düşünceler, kutsal inançlar uğruna fedakârlık ve feragat gösteremez.
İnsanlık tarihine şeref veren büyük eserler, insanların uzun sabır yıllarıyla güçlüklere göğüs gererek, katlanarak feragatle çalışmalarıyla meydana getirdikleri yüce hizmetler, inancın insanlığa kazandırdığı, köklü imanın ve yüce ülküye, ideale bağlanmanın kazandırdığı varlıklar olmuştur.
Ahlakçılıkla kastettiğimiz şey, her şeyden önce kişilerin ve toplumun millî ahlak kurallarına bağlı olarak yetiştirilmesi ve millî ahlak kurallarına bağlı olarak yaşaması ilkesidir. Bu sağlanmadıkça toplumumuzun kalkınması ve toplum içinde haksızlık önlenmesi, ıstırapların giderilmesi, kişilerin ve toplumun mutluluğunun sağlanması mümkün olamaz.
Alparslan TÜRKEŞ
Gönderen Genç Ülküdaş 16 Mayıs 2011 Pazartesi zaman: 14:22 0 yorum Etiketler: Alparslan Türkeş, Dokuz Işık
Türklüğün suç, "Türküm" demenin ayıp sayıldığı şu günlerde herkese inat;
3 mayıs Türkçülük Günümüz Kutlu Olsun!
MEHMEDİM…
Biz seni asker ocağına ellerini kınalayıp yolladık Mehmedim…Biz seni ana kucağından baba ocağından, yarin hilal kaşından vatan toprağı daha azizdir deyip yolcu ettik Mehmedim!!!...Vatan aşkıyla pırıl pırıldı gözlerin geride bıraktıklarına el sallarken…Hiç sikayetin ve tereddütün yoktu peygamber ocağına giderken…
Bu önümde bayrak kefenli sen misin Mehmedim.Bu bayrağı başına çekip, silahını hala bırakmadan yatan sen misin?_
En büyük üzüntüm senin arkandan yada içinden kahpece vurulmandır Mehmedim…Zaten biz seni kurbanlık kuzu gibi kınalamıştık giderken…Vatan için ölmek de vardı kalmakta…
Sen sınır boylarında ve dağlarda olacak düşmanı toprağa koymayacaktın Mehmedim…
Nereden bilirdin ki düşmanın alçağı senin koruduğun toprakların içindeymiş hatta kocası dağda seni vurmak için çabalarken o devletinin kalbinde sözde vekilmiş!!!...Bu al bayrağa sarılıp yatan sen misin Mehmedim?...Korkumdan açıp bakamıyorum,utancımızdan eğilip bakamıyoruz.Ya gözlerin açıksa Mehmedim?...Sen soğukta kar kış demeden çatışırken ‘’Her şey Türkiye için’’…’’Beraber yürüdük biz bu yollarda’’…diyenler …oğullarını askerden kaçırıp gemilerde yatlarda çiftliklerde besliyorlar…buda yetmezmiş gibi sana yan gelip yatıyor diyor, Yirmi üç yıldan beri ; binlerce Mehmedimin ve kundaktaki bebeğinin katili olan kansızı besliyor,İmralıya neredeyse tatil köyü kuruyor,onada ‘sayın’ diye hitap ediyorlar…Ah Mehmedim gözlerin açık gittin can askerim…
Ya kalkıp dersen ki ; hani düşman dışarıdaydı, hani hain dağdaydı? ‘’Hani sınır boylarında dolaşacak düşmanı içeri sokmayacaktım…Hani dağlarıma yollarıma hakim olacak haini dağda çaresiz bırakacaktım? Peki beni vuran kim? Göksümdeki bu kahpe kurşun kimlerin parasıyla alındı? Beni vuran kalleş, benim canımı feda ettiğim topraklarda rahatça yiyor içiyor.Emri veren kalleş bir adada yan gelip şerefsizce yatıyor,besleniyor.Bu ada çok mu uzak? Türk devletinin gücü ancak bu kadarına mı yetiyor?_
Sana ne cevap veririm Mehmedim!...Sana ne derim…
Bak üstünde ay-yıldızlı bayrağın var…Kaç insana nasip olur böyle şanlı kefen?..Gideceğin yer bellidir gözlerin açık gitme…
Ama ya geride kalıp seni severken sana doyamayıp gidişini seyredenler? Ya da hiç gidişini umursamayanlar bile bir parça vicdan sahibiyseler,ölmelerine gerek yok…Her gece rüyalarında cehennemdeler…
Sana kurşun sıkan hain ve onu besleyen pislikler er yada geç pislik gibi ya ölecek ya ölecekler!!!
‘’Sen şehid oldun Mehmedim!..Onlar geberecekler!!!’’